Gülin Dede Tekin

 

MASANIN ALTINDA, Kadıköy Sanat Tiyatrosu (KAST)

 

Yazar : Roland Topor
Yönetmen : Mehmet Avdan
Oynayanlar : Salih Usta, Gizem Pilavcı, Serdar Bakioğlu, Fatoş Özyer, Mehmet Erbil, Harun Başkan, Başak Keser
Teknik Ekip: Elif Girgin, Melis Özçelik

 

Yazarlıktan, ressamlığa, yönetmenlikten şarkıcılığa kadar sanatın birçok alanındaeserler vermiş Roland Topor’un “Masanın Altında” adlı oyunuydu dün izlediğimiz. Kadıköy Sanat Tiyatrosu’nun, yeni mekanı olan Living room’da sahneye koyduğu, yazarın kendi deyimiyle bir kara mizah örneği…  Çevirmen bir kadın ile masasının altını kiraladığı, belgeleri olmayan kaçak göçmenin ilişkisi üzerine kurulu iki perdelik komedi. Biraz derinleştiğinizde göçmenlerin toplumda gördüğü muamelenin metaforlarla temsili,  masanın altının yaşamak adına uygun görülmesi, göçmenin ve de diğerlerinin bunu normalize etmesi, sınıf farklarının göze sokulması ama aksine birbirlerinin dizlerinin dibinde yaşadıklarının ima edilmesi vs, vs… Çok sayıda imge, cümle, mimik var göçmenlik ve insanlık üzerine bu oyunda.  Metinle ilgili yazılacak şey çok. Ama ben her zamanki gibi metni değil, metnin tiyatro ile ilişkisini kurcalamayı sevenlerdenim. O yoldan yürüyeceğim.

O zaman; oyundan çıktıktan sonra aklımda oluşan fikirle, yazar hakkında daha net bilgi edindikten sonra kafamda oluşanlar arasında farklar olduğunu söyleyerek başlayayım oyunu aktarmaya. Mesela izlerken, oyunun ilk yarısı ile ikinci yarısı arasındaki tempo farkına takılmamışken, yazarı biraz tanıdıktan sonra dert edinmem gibi. Bu denge durumu hiç rahatsız etmemişti beni oyunu izlerken. Hatta ilk yarının çoğuna hakim olan Dragomir karakterini oynayan Salih Usta ve Florance karakterini canlandıran Gizem Pilavcı oldukça denk bir tempo yakalamışlar birbirlerine. Karakterlerine de oldukça hakimler. Yalnızca heyecan oyunları biraz abartılı gibi ama o denklik de dengeliyor bunu, bu yüzden hiçbir rahatsızlık duymuyor insan heyecandan titredikleri sahnelerden. Tabi onun için de sebepleri olduğu aşikar, göçmenlik mevzu bahis olduğunu düşündüğümüzde… İlk perde zaman zaman titreyen konuşmalardan dolayı biraz yorucu olsa da dediğim gibi başa baş bir çarpışma içinde sürüyor ve konsantrasyonu hiç kaybetmiyor. İkinci yarı ise başka bir oyun başlıyor sanki. Çünkü ana karakterlerle yan karakterler arasında büyük bir tempo ve gerçekçilik farkı var. Başrol ne kadar gerçekse yan karakterler de o kadar absürd.  Tabi ki bunlar dramaturgun ve yönetmenin tercihi, yani bu farkın sebeplerini yönetmen Mehmet Avdan’a sormak gerek.  Naçizane fikrim,  İlk defa bir oyununu izlediğim, sanat çalışmalarında sürrealist ve absürd  olduğu söylenen Topor’un  bu oyununun sürrealizmden uzak, absürd tiyatroya yakın bir oyun olduğu yönünde. Ve gene naçizane fikrim ana karakterlerin de biraz daha absürdize edilebileceği, ya da oyunun genelinin biraz daha sertleştirilebileceği…  Ama tabi bu çok göreceli bir durum, absürd tiyatro’yu çok seven biri olarak biraz şımarıklık da yapıyor olabilirim bu noktada.

Teker teker oyunculuklara baktığımda da oyuncuların hemen hepsini oldukça başarılı buldum. Metne oldukça hakimler. Sahnelerin çok defa çalışıldığı, iyi bir prova süreci geçirildiği belli… Sahneyi kullanımları bunu belli ediyor zaten. Yan karakterlerin, özellikle de kuzeni oynayan Serdar Bakioğlu’nun girişi ile oyun hız kazanıyor. Karakter eğlenceli, ancak Serdar Bakioğlu da rolünün üstesinden fazla fazla geliyor.  Aksan oldukça eğlenceli hazırlanmış. Tüm yan karakterler başrolden rol çalacak kadar hakkını veriyorlar rollerinin.

Birincil ilgi alanım dekor ise görür görmez budur dedirtti.  Oyun içindeki hareketliği başarıyla kaldıran fonksiyonelliğinin yanında görselliği de harika. Kostümler karakterler için biçilmiş kaftan. Oyuncular arasında yukarıda bahsettiğim karakter farklarının bilerek bu kadar keskin ayrıldığını ifade eder gibi. Tek rahatsızlığım; kostümlerin geneli normalin sınırlarında gezerken, misafir kadınların (çok da beğendiğim) kostümlerinin fazla sivrilmesiydi.

Işıklar ise oyunda en beğendiğim etkendi. Her oyuncu üzerinde ayrı ayrı çalışan, sahnede gösterilmek istenen hiçbir detayı atlamayan, basit, sade ama son derece profesyonel bir ışık tasarımı vardı. Teknik ekibin başarısı yadsınamaz.

Özetle, giderseniz ki mutlaka gitmelisiniz;  izleyeni tamamen avucunun içine alan, konsantrasyonun hiç dağılmadığı, başarılı oyunculuk performansları izleyeceğiniz, küçük tiyatro kisvesi altında ezilmemiş, ödenekli tiyatrolardaki oyunların birçoğundan kat ve kat daha doyurucu bir oyun izleyeceksiniz. Yukarıda uzun uzun bu denge farklarını sorgulamamın nedeni de budur galiba. Bu kadar iyi bir oyun ortaya konmuşken olacaksa bir katkım diyerek,  söyleyecek söz bulmak için kendimi zorlamamdandır.

___

Gizem’e kişisel not: Bir gün önce Genco Erkal’dan Brecht’i izlemiş biri olarak izledim oyunu. O kadar duygusal bir tatminle çıkmıştım ki Dostlar tiyatrosundan, tüm gıcıklığımla hazır bekliyordum sizi, beğenilerim tavan yapmışken, ya beğenmezsem korkumun canına okudunuz. Çok büyük bir keyifle çıktım bu oyundan da. Değer verir de okursanız ne mutlu bana…

http://heterotopyasar.tumblr.com/post/18438916165